500 bin gencin KPSS gerçeği kimin umurunda...

Gerçekler kimin umurunda. Galile bir gerçek uğruna öldürüldü. Akif, gerçeklerden kaçtı Mısır’a. Necip, gerçekle yüzleştiğinde sığınmıştı Şeyh’e. Dostoyevski’ye kumarda kaybettiği gerçekler yazdırdı. Bedrettin, gerçeği haykırdığında asıldı. Luther, gerçeği ortaya koyduğunda aforoz edildi. Mustafa Kemal, gerçeği örttüğünde Atatürk oldu. Gerçekler, ya kazandırır ya da kaybettirir. Hafta sonu yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı da (KPSS), genelde 500 bin üniversite mezununun, özelde ise 220 bin öğretmen adayının gerçeğiydi. Kazandıran ya da kaybettiren. Hangi yetkilinin umurunda...

MÜLAKATIN GEÇERLİLİK VE GÜVENİRLİĞİ


KPSS, adından da anlaşılacağı üzere ‘seçme sınavı’. Kamuya alınacak memur ve öğretmen kadrosu, alınan puanlar değerlendirilerek yapılıyor. Ama aldığınız puan, memur olmak için yeterli olmayabiliyor. Özellikle puan sıralamasının yanında mülakat dediğimiz sözlü sınavdan da geçmek gerekiyor. Özel yetenek gerektiren bazı alanların dışında yapılan mülakatların formaliteden öte bir anlamı olmadığını vurgulayalım. Mülakatlar, halk arasında “minareyi çalan kılıfını hazırlar” sözünde olduğu gibi yapılan işe meşruluk kazandırmaktan başka bir işleve yaramıyor.

Bütün sınav uzmanları bir sınavın doğru olması için iki temel noktaya dikkati çekerler: “Geçerlilik”, yani sınavın amacına hizmet etme derecesi. “Güvenirlik”, yani sınav ve puanlamasının hatalardan arınık olması. Mülakat, bu iki temel ilkeyi en az karşılayan sınavlar arasındadır ve bu yüzden de geçerliliği ve güvenirliği çok düşüktür. Dolayısıyla, eğitimde çok tercih edilen bir yöntem değildir. Memur alımlarında ise sık sık tercih edildiğine şahit oluyoruz. Yani bilimsel ölçme-değerlendirme çalışmalarında tercih edilmeyen bir yöntem, memur alımlarında başat bir ölçüt olarak kabul ediliyor.

Buradan -biliyorlarsa eğer- mülakat komisyonlarının o değerli üyelerine sormak istiyorum. Ölçme kuralınız, ölçütünüz nedir? Değerlendirme hangi temeller üzerinden yapılıyor? Tarafsızlık nasıl sağlanıyor? Amaç kılıf hazırlamak değilse, her mülakat komisyonunun elinde, cevaplar yazılı olarak mutlaka bulunmak zorundadır.

BU BİR YETERLİLİK SINAVI DEĞİLDİR


Öte yandan KPSS’nin yeterlilik sınavı olarak değerlendirilmesi yanlış. Özellikle öğretmen alımlarında bu yanılgıya çok düşülüyor. Bir branşa öğretmen alımında taban puan 95 , ancak bir başka branş için 65 olarak belirlenebiliyor. Eğitim bilimleri alanında 120 sorudan 105 net yapan bir aday yerleşemezken, 80 net yapan başka bir aday yerleşebiliyor.

Milli Eğitim Bakanlığı, sınavda yeterli puanı alamayan öğretmen adaylarının yeterliliğe ulaşamadığı gerekçesiyle kadro vermiyor ama yine bu adayları öğretmen açığından dolayı kendi okullarında ücretli öğretmen olarak çalıştırmaktan da çekinmiyor. Öğretmen olabilmek için sınav ölçütse eğer, sınavı geçemeyenlerin ücretli öğretmenlik yapmaları da engellenmeli. Yok, eğer sınavı geçemeyenler de öğretmenlik yapabilir anlayışı varsa, o zaman sınav niçin yapılıyor? Biraz kafa karıştırıcı ama şu anda 220 bin öğretmen adayının ve ailelerinin kafası inanın çok daha karışık.

“Öğretmen olacağım” hayaliyle eğitim fakültelerinde dört, fen-edebiyat fakültelerinde yedi yıl emek veren gençlerimizin şimdi sınavla oyalandırılması doğru değil. Üstelik 280 bin öğretmen açığının olduğu gerçeğiortada duruyorken, yapılan sınavın pek mantıklı bir gerekçesi de görünmüyor. Sınavda madem bu kadar ısrar var, o zaman Türkiye genelinde 10 kimya öğretmeni ihtiyacı için her yıl neden 2000 kişi kimya fakültesine alınıyor? ‘Bir bilen’in başımıza bela ettiği “Bize plan değil, pilav lazım” anlayışıyla geldiğimiz nokta burası işte. 20 bin sınıf öğretmeni mezunu ve alınan 2000 sınıf öğretmeni...

Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenlik için üniversitelerde verilen eğitimi yeterli görmüyorsa eğer, YÖK aracılığı ile üniversitelerle işbirliğine gitmeli ve bu sorunu bu yolla halletmeye çalışmalıdır. Ama konuyu yakından takip edenler Milli Eğitim Bakanlığı’nın böyle bir kaygısının olmadığının farkındalar. 1995’te Ziraat, Veterinerlik, İşletme, İktisat mezunlarının öğretmen olarak kadroya alındığı hâlâ hafızalarımızda duruyor.

Yakın zamanda OKS ve ÖSS’de sıfır çeken yüz bin öğrencinin çıkması ya da OECD ülkeleri arasında öğrenci başarısında sondan 2. olmamız tesadüf değil, bu eğitim politikasının doğal sonucuydu. Veterinerini öğretmen, öğretmen adayını polis yapan anlayışla eğitimde geldiğimiz nokta kimseyi şaşırtmamalı.

Evet, doğrudur. “Üç nesli eğitimli olmayan toplumdan korkulur” ama “Bizim verdiğimiz eğitimle yetişmiş üç nesilden daha da korkulur.”

Ve belki de en korkunç olan bir başka şey de sokaklarında üniversite mezunu binlerce işsizin dolaştığı bir ülkenin geleceği...

Ahmet Aslan -TARAF





EĞİTİM İŞ İLANLARI

Sayfayı Paylaş