Eğitim fakültesi dekanları öğretmenler için toplandı...

 Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi tarafından düzenlenen ve Türkiye'deki eğitim fakültelerinin dekanlarının katıldığı ''Eğitim Bilimleri Bakış Açısıyla Bir Profesyonel Olarak Öğretmen'' konulu çalıştay başladı....

  
  Çalıştayın açılışında konuşan Prof. Dr. Cemal Taluğ, öğretmen yetiştirmeden ve eğitimden söz edildiği zaman akla gelen en büyük ismin Atatürk olduğunu belirtti.
     Atatürk'ün daha Kurtuluş Savaşı sona ermeden 1922'de Maarif Kongresi'ni topladığını, Cumhuriyet'in kuruluşundan bir ay geçmeden valilere bir genelge göndererek cehaletle savaşılması talimatı verdiğini, 3 Mart 1924'de ''Öğretim Birliği Yasası'' çıktığını anımsatan Taluğ, geçmişten bugüne öğretmen yetiştiren kurumlara değindi.
     Taluğ, köy enstitüleri ve yüksek öğretmen okullarının ardından 1982 yılından itibaren eğitim fakültelerinin öğretmen yetiştirmeye başladığını ifade ederek, ''Bu sistemlere baktığımızda, sürekli olarak süre açısından öğretmenliğin daha uzun sürede, daha önemli yeterliliklerle ortaya çıkan bir profesyonel mesleğe doğru gidişini görüyoruz'' diye konuştu.
     Cemal Taluğ, YÖK'ün pedagojik formasyon ile ilgili verdiği son kararı eğitim fakültelerinin görüşlerini almadan verdiğini savunarak, şu görüşleri dile getirdi:
     ''Meslekler ailesi içinde her mesleğin toplum gözünde bir konumu var. Bu konum değişken bir konumdur, zamana göre değişen bir konumdur. Öğretmenlik son derece değerli, geleceği biçimlendiren en önemli meslektir. Ekonomik ve toplum yaşamında bilginin görülmemiş ölçüde anahtar haline geldiği bir noktada öğretmenlik, bir ülkenin geleceği demektir. Mesleğin statüsü ve saygınlığıyla onun elde edilme süreci arasında daima ilişki vardır. Bu sürecin son derece kolaylaştırılması o statüye olumsuz etki eder. Süre tek başına ölçüt kabul edilmese de, öğretmen yetiştirmede yeterlikler konusu ve formasyon eğitiminin kapsamı, hangi dersleri içereceği son derece önemlidir. Bu derslerin kimler tarafından, hangi donanımdaki insanlar tarafından verileceği son derece önemlidir.''
     Öğretmen olmayı bekleyen 200 bin aday bulunduğunu belirten Taluğ, ''Kapıda bekleyenleri çok çoğaltarak o mesleğin statüsüne olumsuz etkide bulunursunuz'' dedi. 

 
ÖMER BALIBEY
    
     Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme Genel Müdürü Ömer Balıbey de, çağdaş bir devletin en önemli görevlerinin başında ulusal eğitimin geldiğini belirterek, eğitimin doruk noktasını da üniversitelerin oluşturduğunu, üniversitelerin de işlevlerini uluslararası standartlarda yerine getirmek zorunda olduğunu kaydetti.
     Balıbey, '' İçinde bulunulan bilgi ve teknoloji çağında öğretmenin işlevi ve sorumluluğu diğer tüm mesleklerin önündedir. Öğretmenler her gün bilgilerini yenilemek, bilgi kanallarına ulaşmayı bir yaşam tarzı olarak kabul etmek zorundadır. Öğretmenin en önemli görevi mekanikleşen bir dünyada öğrencilerine insan olma ve insan kalma meziyetini kazandırmaktır'' diye konuştu.
     Eğitim sisteminde öğretmen yetiştirmenin ayrı bir önemi bulunduğunu ifade eden Balıbey, tüm ülkelerin eğitim sistemlerini ve öğretmen yetiştirme politikalarını sorguladıklarını anlattı.
     Ömer Balıbey, Türkiye'de öğretmen yetiştirme politikalarının sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasal gelişmelere paralel bir yol izlediğini kaydederek, ''Ancak bu politikalar da dünyadaki gelişmeler kadar tüm toplumun gereksinimleri, arayışları ve ülke gerçekleri de kendini göstermektedir'' dedi.
     
FARKLI MODELLER UYGULANDI
    
     Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gönül Akçamete de, sayıları 72'yi bulan eğitim fakültelerinde eğitim bilimci öğretim elemanı sıkıntısının yüksek boyutlarda olduğunu, bazılarında hiç bulunmadığını kaydetti. Akçamete, buna karşın öğrenci sayısının fazla olduğunu bildirdi.
     Öğretmenlerin çağdaş gelişmelere uyum sağlayabilmeleri için niteliklerinin yükseltilmesi gerektiğini vurgulayan Akçamete, şöyle konuştu:
     ''Mektupla öğretimden hızlandırılmış eğitime kadar ülkemizde birbirinden farklı öğretmen yetiştirme modelleri uygulanmıştır. Ancak tüm bu uygulamalar, öğretmenlerin profesyonel olarak gelişmesini engellemiş, öğretmenliğin her kesimde herkesin yapabileceği bir iş gibi algılanmasına yol açmış ve açmaktadır.
     YÖK'ün ne yazık ki 21 Ocak 2010 tarihli pedagojik formasyon kararı da bunun son örneğidir. Bu konuda eğitim fakülteleri olarak her platformda görüşlerimizi dile getirerek, en azından tarihi sorumluluğumuzu fakülteler olarak yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Oysa YÖK'ün kararında olduğu gibi, biz bugün 26 kredilik bir dersle, uygulaması da olmayan bir krediyle ortaöğretime öğretmen yetiştiriyoruz. Bugün ortaöğretime öğretmen bütün dünyada lisansüstü düzeyde yetiştirilmektedir, lisansla bile değil.''
     Akçamete, öğretmenlerin yaşamlarını bu meslekten kazanmalarına karşın öğretmenliğin sadece para için yapılan bir iş olmadığını belirterek, şu görüşleri dile getirdi:
     ''Öğretmenliğin toplumda gerçekleştirmeye çalıştığı idealleri vardır, etik değerleri vardır. Tüm bunlar öğretmenliğin meslek olarak görülmesini, profesyonel bir meslek olarak görülmesini gerektirir. Öğretmenlik aynı zamanda eğitim-öğretim hizmetlerinin profesyonel olarak sunulmasını içerir. Profesyonellik için de ölçütler var. Toplumsal bir hizmeti yerine getiren bir meslek. Öğretmenlik mesleğinin profesyonelleşmesinde standartları, yeterlikleri, görev tanımlarını, yetkinlik alanlarını belirlemek gerekir.''
     Türkiye'deki eğitim fakültelerinin dekanları ve temsilcilerinin katıldığı çalıştay, 3 Martta sona erecek. 

abbasguclu.com


EĞİTİM İŞ İLANLARI

Sayfayı Paylaş