KILIÇDAROĞLU'nun eğitim Vaadleri

03.04.2006 tarihli Referans Gazetesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğluyla röportaj yapılmış ve 10 milyar dolarlık bütçeniz olsa nasıl kullanırdınız diye soru sorulmuş

İŞTE HÜRRİYET YAZARI EYÜP CAN'IN YAZISI VE O RÖPORTAJ:

Kemal Bey’in 10 milyar TL’si

SORU şu...“10 milyar TL’lik bir bütçeniz olsa, bu parayı nereye harcardınız?”
Dört yıl önce Referans Gazetesi’nde Türkiye’nin saygın isimlerine sorduk bu soruyu.
İlginç olan şu...Siyasetten akademiye birçok isim ‘fayda-maliyet analizine’ dayalı bu soruya yanıt vermekte güçlük çekti.
Hakan Altınay ve Gökçe Aytulu’nun hazırladığı dosyaya sadece 5 kişi cevap verebildi.
* * *
Sabancı Üniversitesi Rektörü Tosun Terzioğlu, Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Üstün Ergüder, Bilgi Üniversitesi’nden Turgut Tarhanlı-İdil Elveriş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Reha Denemeç ve CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu.
Kemal Bey’i o gün elinde yazısı gazeteye geldiği gün tanıdım.

Mütevazı kişiliği dikkat çekiciydi ama benim için daha önemlisi bu kritik soruya verdiği cevapta gizliydi.
İnsanlar bol keseden atmayı sever, hele de söz konusu olan siyasetçilerse...
Ama bazen bir tek soru donanım ve vizyonunuzu kabak gibi ortaya çıkarır...

Hiç tereddüt etmeden, ‘6 milyar TL eğitime, 4 milyar Ar-Ge’ye harcarım’ diyen Kemal Kılıçdaroğlu o müstesna isimlerden biriydi. Kılıçdaroğlu kurultayda yaptığı konuşmada ilk anda popülist bir görüntü verdi.
Havuzlu villalar vurgusu, aile sigortası, belli sektörlerde verimlilik yerine devletçiliğe dönüş sinyali, kamuda taşeron sisteminin tamamen yasaklanması gibi öneriler yaratmaya çalıştığı ‘halkçı imajla’ uyumlu görünebilir ama içi boş ve zorlama.
Aslında o da bunun farkında, olmasa başkanı ana muhalefetten olan Kesin Hesap Komisyonu önerir miydi?
Mesleki eğitim, Ar-Ge ve verimliliğe yaptığı vurguyu bir kenara bırakıyorum tek başına Kesin Hesap Komisyonu önerisi bile onun aslında bol keseden atan değil kaynağı belli ve sıkı denetlenen bir sosyal devlet anlayışına sahip olduğunu göstermeye yeter.
* * *
Dört yıl önce verdiği detaylı cevapta Amerika’dan ilham alarak önerdiği bu modeli anlatmış ve popülist bir sol politikacı olmadığını net bir biçimde ortaya koymuştu...
Kurultayda yaptığı konuşma ekonomiye bakışı konusunda kafaları karıştırmış olabilir.
Kılıçdaroğlu’nun ekonomiye bakışını daha iyi anlamak istiyorsanız önerim fantezi gibi görünen 10 milyar TL’lik soruya verdiği cevabı okumanız

İşte 03.04.2006 tarihli Referans Gazetesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğluyla  yapılmış o röportaj :


SSK eski Genel Müdürü ve CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye'de en büyük problemin temel eğitimde yaşandığını düşünüyor. Kımıçdaroğlu'na göre yapılması gerekenlerin başında Ar-Ge yatırımlarının artırılması geliyor.

GÖKÇE AYTULU-HAKAN ALTINAY
Açık Toplum Enstitüsü ve Referans Gazetesi'nin "10 milyar YTL'lik bir bütçeniz olsa, bu parayı nereye harcardınız" ortak sorusunu bu kez  SSK eski Genel Müdürü ve CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelttik. Türkiye'de en önemli sorunun eğitimde yattığına dikkat çeken Kılıçdaroğlu, genel bütçe dışında ayrılacak olan 10 milyar YTL'lik ek kaynağın 6 milyar YTL'lik kısmını eğitime, geri kalan 4 milyar YTL'lik kısmını ise TÜBİTAK ve üniversitelerin Ar-Ge bölümlerine harcanması gerektiğini düşünüyor. Kılıçdaroğlu, bütçeden vergiye, sosyal güvenlik reformundan, sağlığa birçok alanda sorularımızı yanıtladı.

* Türkiye'de bütçe nasıl yapılıyor, TBMM bütçeyi yapma ve denetleme görevini teorik olarak nasıl gerçekleştiriyor?
Maliye Bakanlığı'nın çeşitli kuruluşlara gönderdiği bir bütçe hazırlık genelgesi var. Bu genelge neticesinde her bakanlık gelecek yıla ilişkin beklentilerini içeren bir taslak bütçe hazırlar. Ve bunlar Maliye Bakanlığı'nda toplanır. Bu arada Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, DPT ve Merkez Bankası enflasyon ve kalkınma hızı gibi Türkiye'nin temel ekonomik verilerini geleceğe yönelik belirler. Daha sonra Maliye Bakanlığı her bakanlık ve her kuruluş ile masa başında pazarlık yaparak bir bütçe hazırlar. Böylece her bakanlığın bütçe büyüklüğü belirlenir. Daha sonra Gelir İdaresi Başkanlığı devreye girer ve o yıl ne kadar vergi toplanacaksa o belirlenir. Yapılan harcamalar ve toplanan vergiler karşılaştırılır. Arada doğal olarak bir açık çıkar ve bu açığın da borçlanma yolu ile karşılanması yoluna gidilir.

* Peki burada temel sorun nedir?
Temel sorun siyasal iktidarın harcamaları nereye kanalize ettiğinde yatıyor. Siz harcamalarınızda eğitime, sağlığa, altyapı yatırımlarına veya Ar-Ge'ye ağırlık verebilirsiniz. Türkiye'nin 1980 sonrası karşılaştığı temel açmaz bütçe gelirlerinin önemli bir kısmını faiz giderlerinin yutmasıdır. Bu da ister istemez hükümetlerin elini kolunu bağlıyor. Çünkü siz faiz ödemelerini sabit bir veri olarak kabul ediyor ve bunu ödüyorsunuz.

* Sizce siyasal iktidar bu gelişmeler karşısında tümü ile bağımsız kalabiliyor mu?
Hayır bunu söyleyemeyiz. Çünkü uluslararası bir kuruluş var (IMF) ve siz bu kuruluşla masabaşına oturuyorsunuz. Ayrıca IMF'ye onun beklentilerine uygun bir niyet mektubu gönderiyorsunuz. Bu nedenle de bütçe sürecinde bu niyet mektubuna uymak zorundasınız. Oldukça iç karartıcı bir manzara aslında, ama Türkiye bu tabloyu yaşıyor maalesef.

* Peki TBMM burada kendi rolü ve sorumluluğunu nasıl yerine getiriyor?
Parlamentoda iki konu aynı anda görüşülüyor. Bunlardan ilki kesin bütçe dediğimiz, geçmiş yıla ait yapılan harcamaların ne olduğu, ne kadar gelir toplandığı, bütçe açığının ne olduğunu öğrenebiliyorsunuz. Kesin hesap da bir bütçe ile birlikte geliyor ve aynı yasalaşma süreci içerisinde yaşanıyor. Aslında sorgulanması gereken kesin hesaptır. Çünkü hükümetin ne söz verdiğini ve bunların hangilerini yerine getirdiğini görme olanağınız var. Ama maalesef bugüne kadar yasalaşma sürecinde kesin hesap yasaları çok sağlıklı tartışılmış değil. Kesin hesap mecliste usulen şöyle bir okunur ve süratle el kaldırılıp indirilir ve yasalaşmış olur. Gelelim bütçeye. Yasalaşma süreci içinde bütçe, Plan ve Bütçe Komisyonu'nda ve TBMM Genel Kurulu'nda belirli bir takvime bağlanır ve o takvim içerisinde görüşülür. Bu yapılırken tabii iktidar kanadının milletvekilleri bütçeyi savunurlar. Plan ve Bütçe Komisyonu'nda çoğunlukta oldukları için de muhalefetin bütçeye yönelik eleştirileri pek dikkate alınmaz.

* Fransa'da Kesin Hesap Yasası kural olarak muhalefetin başkanlığını yaptığı bir komisyonda görüşülüyor. ABD Kongresi'nde ise herhangi bir harcama gerektiren öneri geldiği zaman kongreye bağlı ama bağımsız çalışan bir komisyon bunu değerlendiriyor. Bu iki örneği nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kesin hesabın muhalefetin çoğunlukta olduğu Kesin Hesap Komisyonu tarafından ayrıca sorgulanması, incelenmesi gerektiği açık, ama Türkiye'de bu yok. Yalnız 5018 sayılı yasaya muhalefetin isteği ile şöyle bir cümle girdi; bütçe parlamentoya geldiğinde önce Kesin Hesap Yasası'sının görüşülmesi, ondan sonra da normal bütçenin görüşülmesi. 2006'da bu şekli ile 2007 bütçesi geldiğinde bu yapılacak. Yine 5018 sayılı yasaya sosyal güvenlik ile ilgili bir yasa parlamentoya geldiğinde ekinde en az 20 yıllık aktüaryel hesabının olması gerektiği şeklinde bir önerimiz oldu. Ve bu kabul edilerek yasalaştı. Dolayısıyla milletvekilleri önlerine gelen yasanın ileride sosyal güvenlik kuruluşlarının açıklarını mı büyütecek, daraltacak mı, bunu bilerek oy kullanmış olacaklar. Bu önemli, ama keşke parlamentoda ABD'de olduğu gibi saygın bir danışman kurumu olsa ve milletvekillerinin bu tür harcama artırıcı önergeler vermeleri halinde, bunlar görüşülebilse.

* Hali hazırdaki bütçenizin dışında 10 milyar YTL'lik ek bir kaynağınız olsa; bunu nereye harcardınız?
Bu kaynak mevcut bütçe dışındaki bir olanak ise, bunun tümünü eğitime ve Ar-Ge'ye harcardım. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'da mesleki eğitimin yatılı olmasını sağlayabilecek ortamı hazırlardım. Kaynağın yüzde 60'ının mesleki eğitime yönelik harcanmasını ve okulların yatılı olmasını sağlardım. Çünkü özellikle kırsal kesimden eğitim için gelenlerin böyle bir olanağı yok. Geriye kalan yüzde 40'lık bölümü ise üniversiteler ve TÜBİTAK'a Ar-Ge çalışmaları için ayırırdım. Üniversitelerin araştırma fonlarına büyük kaynak aktarılması gerekiyor. Bu kaynaklarla teknokentlerin gelişmesi ve burada üretilen düşüncelerin desteklenmesi açısından çok önemli.

* Tıp fakültesi olmayan İTÜ, Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ gibi üniversitelerin bilimsel üretimde daha etkin olduklarını görüyoruz. Diğer üniversitelerde de bunun yaygınlaşması için kaynak ayrılabilir...
Özellikle saydığınız üniversiteler, kendi alanında Türkiye'deki yetkin üniversitelerdir. Mevcut teknokentleri aracılığı ile kendilerine zaman zaman kaynak yaratabiliyorlar. TÜBİTAK'a ayrılan kayanklar da büyük ölçüde yine üniversitelerin araştırma fonlarının desteklenmesi amacı ile kullanılıyor. Projeler yeteri kadar üretiliyor mu, o konuda hala sıkıntılar var. Şu anda önümüzdeki ciddi sorunlardan birisi bu. Yeterli kaynak ayrılmadığı için insanlar da proje üretimine fazla zaman ayırmıyorlar. Bunun için araştırma fonlarına yeterli paranın konması ve bunun desteklenmesi lazım.

* DPT'nin yayınladığı 2006 yılı programında okullaşma oranında düşme olduğu gözleniyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Haklısınız. Bu çok acı bir tablo. Türkiye bir taraftan gelişiyor, hemen hemen her eve televizyon girdi, çağdaşlaşma sürecinin içindeyiz. Ama ne hikmetse okullaşma oranını yeteri kadar sağlayamıyoruz. Kaynak ayrılabilse, aileler bu konuda aydınlatılabilseler. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'dan bunun başlatılması gerektiğini ben altını çizerek söylemiştim. Çünkü o bölgelere bugüne kadar yeteri ölçüde sağlıklı hizmetin gidemediğini biliyoruz. Bu olanaklar sağlanabilirse, çok daha verimli bir tablo ortaya çıkmış olacaktır.

* Sosyal adalet ve sosyal yardımlaşma konularında oldukça hassas olduğunuzu biliyoruz. Türkiye'de bir de fakirin fakiri diye tabir edilen kesim var. Bun kişiler ne olacak...
Eğitime kaynağımızın yüzde 60'ını ayıralım derken, bunu sadece bina veya dershane yapmak olarak algılamamak lazım. Örneğin kız çocuklarını okula gönderen ailenin bütçesine katkıda bulunmak, erkek çocuk ise ona uygun yurt olanağını sağlamak, ücretsiz kitap vermek gibi şeyler de olabilir. Dünyanın en gelişmiş 15'inci ekonomisi haline gelmek istiyorsak, mesleki teknik eğitime ağırlık vermemiz şart. Bunun bir maliyeti tabi ki olacaktır. Örneğin laboratuar kurmak ve orada üretim sürecini öğrenciye anlatmak zorundasınız. Yetiştireceğiniz insan gücünün gelecekte öncü sektörler ne olacaksa ona uygun insan yaratmak zorundasınız. Eğer eğitim ile ülkeni geleceğinin planlanması arasında bir bağlantı kuramadıysanız çok ciddi açmazlarla karşı karşıya kalıyorsunuz. İhtiyacınızdan çok ziraat mühendisi çıkıyor ve bu insanlar hiçbir iş yapamıyorlar. Temel gereksinmelere uygun planlamaların eğitim boyutunda ayrıca yapması lazım.

* Eğitimin bir bacağını da eğitmenler oluşturuyor. öğretmenler için ne düşünüyorsunuz?
Üç gruba aylık verirken eliniz titremeyecek. Bunlardan birisi öğretmenler. Çocuğunuzu emanet ediyorsunuz ve öğretmenler Türkiye'nin geleceğine yön veren insanlar yetiştiriyor. Onlar eğer emeğinin tümünü öğrenciye değil de, yarısını ikinci işe ayırırlarsa, öğretmenlerden beklediğiniz yararı alamazsınız. İkinci önemli grup hakimlerdir. Çünkü yargıç toplumdaki adalet duygusunu ayakta tutan en önemli güçtür. Dolayısıyla yargıçlara da aylık verirken eliniz titremeyecek. Sonuncu kesim ise maliyecilerdir. Bunlar vergi topluyorlar. Eğer vergi toplama gibi işlevi üstlenen bir gruba aylık  vermezseniz, toplayacağınız verginin önemli bir kısmından vazgeçersiniz. Dolayısıyla bu üç grubu devletin ihmal etmemesi lazım. Bizde öğretmenler maalesef yeteri kadar korunmadı. Adaletin hangi noktaya geldiğini zaten biliyorsunuz. Yabancı filmlerden görüyoruz, en görkemli binalar adalet binalarıdır. Çünkü onun içine girdiğiniz zaman, "evet burada adalet olabilir" diye bir güce, inanca kapılıyorsunuz. Bizim mahkemelere gittiğinizde ise derme çatma binalar, hakimin oturduğu sandalyenin bir ayağı kırık. Şimdi burada siz adalet bekleyebilir misiniz? Bunlar yılların ihmal edilmişliği. Oysa cumhuriyetin ilk yıllarına baktığınız zaman, hakimin, öğretmenin bir saygınlığı vardı. Maalesef bunlar, bugün için büyük ölçüde törpülenmiş durumda.

* Soruyu tersten soracak olursak; 10 milyar YTL'yi harcamayacağınız alanlar nelerdir?
Bu soruya yanıt vermek hemen hemen imkansız. Çünkü her alanın kendine göre bazı öncelikleri var. Örneğin tapu kadastroya kaynak ayırmayacağız derseniz, henüz Türkiye'nin kadastro haritası çıkmamış. Kimin ne kadar toprağı var, bu yasal olarak belli değil. Güvenliğe harcamayalım dediğiniz anda, güvenlik çok önemli. Soyal yardımlara harcamayacağız derseniz, yoksulluk dizboyu. Özellikle büyük kentlerin varoşları tahminlerin çok ötesinde göç aldı. Dolayısıyla bu insanlara bir şekilde devletin el uzatması gerekiyor.

* Türkiye'de en büyük sorunlardan biri de kayıtdışı ekonomi. Bu durum vergilerin de yeteri kadar toplanamamasına neden oluyor...
Evet, ekonominin yüzde 50'si kayıtdışı. Bunun anlamı şu; bugün toplanan vergiler kadar bir vergiyi toplayamıyorsunuz. bu vergiyi alamadığınız zaman da eğitime, sağlığa, adalete ve sosyal alanlara harcamanız gereken parayı harcayamıyorsunuz. Zaman zaman kampanyalar açılarak yardımlar yapılıyor, işadamlarımız okullar yapıyorlar. Bunlar yetersiz olmalarına karşın desteklenmesi gereken şeylerdir. Önemli olan kaynağın nereye harcanacağının çok iyi belirlenmesinde yatıyor. Marmara depreminden sonra malum deprem vergileri adı altında bir dizi vergi çıktı ve üç yıllığına uygulanacağı belirtilirken, bu vergiler sürekli hale getirildi. Bu vergi deprem yaralarını sarmak, İstanbul ve çevresini depreme hazır hale getirmek için alınmıştı. Peki İstanbul'un neresi depreme dayanıklı hale getirildi. Şu anda İstanbul'un depreme hazır hale getirilmesi 21 milyar dolara ihtiyaç var.

* Seçmenleriniz size gelip "ödediğim vergilerle neler yapılıyor" diye soruyorlar mı? Veya neden hesap sormuyoruz?
İnsanlar yasaların öngördüğü kadar değil de, kendi arzu ettikleri kadar vergi ödediklerinde, "benim ödediğim vergi ne oldu" hesabının sorusunu soramıyor. Eğer bir ülkede yurttaşlar siyasilere "benim ödediğim vergiler ne oldu, nereye harcadınız" sorusunu soruyorsa, o ülkeye artık demokrasi gelmiş demektir. Çünkü insanlar artık kamuya verdikleri kaynakların nerelere harcandığını sorabilecek konuma ulaşmış olacaklardır. Türkiye'de henüz bu sorulamıyor. Bu yapılamadığı için de pek çok açmaz bizi bugüne kadar getiriyor. Bunun temel mantığı sistemin kendi içinde çok sağlıklı kurgulanmış olmasıdır. Dolayısıyla yurttaşların da bu sağlıklı sistem içinde iyi bir sorgulama yapmaları ve sistemin de son derece saydam olması gerekir.

* Bir kültür yozlaşması içerisinde olduğumuzu kabul ediyor musunuz?
Evet. Kolaycılığa alışan bir toplumda alın terine önem verilmez. Toplum bir anlamda son yıllarda izlenen politikalarla bir anlamda rüşvete alıştırıldı. Seçim sırasında gidersiniz 5 kiloluk yağ verirsiniz ve o kişilerin 5 yılını satın alırsınız. Arkasından ekmek dağıtırsınız binlerce insan koşar birbirinin gırtlağına sarılır. Oysa eskiden insanlar yardım alırken bunlar gizli yapılırdı. Kişinin yoksulluğu topluma reklam edilmezdi. Çünkü bu ayıp bir şeydi. Bizim kendi kültürümüzde de bu var aslında. Yardım yapacaksan bu yardımı onun onurunu koruyarak yapman gerekir. Ama maalesef öyle bir noktaya geldik ki; ciddi bir kültürel yozlaşma yaşadık. Bu kültür yozlaşmasını kırmamız lazım. Bunun temel noktası da yine eğitimdir. Eğitim verirseniz ve insanlar buna dikkat ederlerse sanıyorum önemli bir mesafe almış oluruz. Burada medyanın da etkisini unutmamak lazım. Medya adı üstünde halkın gözü, kulağı ve sesi olmak zorunda. Eğer medya buna dikkat etmezse bu yozlaşmadan büyük ölçüde payını almış olacaktır.

* SSK hastanelerinin devri neticesinde 3.5 katrilyonluk bir alacaktan söz ediliyor. bu rakamın bütçeye bir etkisi olur mu sizce?
Biz sosyal güvenlik ile ilgili düzenleme yaparken bu düzenlemelerin bütçe üzerine gelecek yüklerinin de çok iyi hesaplanması gerektiğini biliyoruz. Bu ısrarla söylenmesine rağmen göz ardı edildi. Ve karşılarına olağanüstü harcama rakamları çıkınca da 2006 bütçesine bir hüküm ilave edildi. Devletin hastanelere ödemesi gereken 3.5 katrilyon lira bütçe yasası ile silindi. bu yapılınca da Sağlık Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı arasında ciddi bir çatışma çıktı. Hatta Sağlık Bakanı "ben istifa ederim, bu parayı hastanelere ödemezsiniz" diye tepkisini ortaya koydu. Çünkü para alamaz ise hastaneler iş yapamayacak. Bunun üzerine iki bakan bir basın toplantısı yaptılar ve bunu düzelteceklerini söylediler. Ama bütçe yasası bu şekli ile çıktı. Bir uygulama yapıyorsanız, öncelikle onun altyapısını iyi oluşturmanız gerekir. Maalesef bu altyapı oluşturulmadı. Ama şunu kabul etmek gerekiyor. Hastanelerin tek bir otoriteye bağlı olması doğru bir uygulama. Ama yapılan uygulamanın yasal bazda çok daha sağlıklı olması ve işletilmesi gerekiyordu. Denetimlerin ciddi yapılması lazımdı. Bunlar şu anda yok.

MEMURUZ.NET

EĞİTİM İŞ İLANLARI

Sayfayı Paylaş