KPSS'de Umut Tacirliği Yapmayın !


Üniversite mezunu işsizler ordusunun hayatını felce uğratan KPSS'ye hazırlık süreci, 10 -11 Temmuz Cumartesi ve Pazar günü gerçekleştirilecek sınavlarla bu yılki dönemini sonlandıracaktır. 
800 bini aşkın gencimiz iki güne sıkıştırılmış sınavlar sonrasında, “işe girmek” için gerilimli bekleyişlerini sonuçlar açıklanana kadar devam ettirecekler, bir kısmı da bu kısır döngü içindeki mücadelelerinde pes ederek beklentilerinin dışında bambaşka bir hayat kurmak zorunda kalacaklardır. Sayılarının 3 milyona yaklaşacağını tahmin ettiğimiz gençler için bu sınav “umut tacirliği”nin devam ettirilmesi anlamını taşıyacaktır. Yükseköğretime geçiş sürecinden başlayarak bin bir zorlukla mücadele edip üniversite eğitimi sonrasında mesleklerini ve edindikleri donanımı iş hayatında icra edemeyenlerin sayısı hızla artmaktadır. Mevcut sayıları 327 bin olan ancak  bu yıl eğitim fakültelerinden mezun olacak öğretmenlerle birlikte sayıları 400 bine yaklaşan ataması yapılmayan öğretmenler bu durumun en iyi örneklerinden birini teşkil etmektedir. Üniversite süresi boyunca öğretmen olabilmenin hayalini kuran gençler, mezun olduktan sonra KPSS’ye hazırlık süreci ile birlikte tekrar öğrenciliğe dönmektedirler. Ülkemizdeki eğitim fakülteleri her yıl yaklaşık 50 bin mezun vermektedir. 2005 yılında mezun sayısı 44 bin iken KPSS’ye müracaat eden işsiz öğretmen sayısı 173 bin olmuştur. 2009 yılında mezun sayısı 49 bin iken KPSS’ye müracaat edenlerin sayısı 244 bine çıkmıştır. 2010 yılında KPSS’ye girecek ataması yapılmayan öğretmenlerin 400 bine yaklaşması kaçınılmazdır. Üniversite mezunu gençlerin, aynı zamanda edindikleri formasyonu da körelten bu süreç içersinde alanları çerçevesinde bir değerlendirmeden ziyade tek tipleştirilmiş bir sınav sistemiyle edindikleri donanım sorgulanmaktadır. Herkesin aynı potada eritildiği bir sınav sisteminin sonuçlarından biri de bölümlerin aynılaştırılmasıdır. Üniversitenin bölüm ve fakülte biçiminde örgütlenmesi, disiplinler arası farklılıklar gibi özellikler sınavın bu haliyle yok sayılmaktadır. Örneğin bir İngilizce öğretmeni ya da Türkçe öğretmeni veya matematik öğretmeninin mesleki donanımları, “genel kültür ve genel yetenek” sorularına verdikleri doğru cevapların sayısı üzerinden sorgulanmaktadır. Alanları çerçevesinde edindikleri donanım dışında matematik, anayasa hukuku ve ezbere dayalı tarih sorularını herkesin yüksek oranda doğru cevaplamasının beklenmesi yükseköğretime geçiş sınavına hazırlık sürecinin tekrarından başka bir şey olmamaktadır. Böylesi bir sınav kurgusu bu sebeplerden dolayı üniversite sürecindeki eğitimi de anlamsız kılmaktadır. Niteliksel değerlendirme amacı taşımayan ve tamamen sınav sonuçları üzerinden bir sıralama yaratmayı amaçlayan mevcut sınav sistemi adaletsizliği üretmek dışında bir amaca hizmet etmemektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı strateji raporunun 33. sayfasında öğretmen “arz ve talebi” arasında olması gereken dengenin arzu edilen düzeyin altında olduğu ifade edilmektedir. Oysaki eğitim fakültelerinden mezun olmuş öğretmen sayısı ve ne kadarının istihdam edileceğini ifade eden rakamlar arasındaki uçurumun hayli açık olduğu ortadadır. Sayıları 400 bine yaklaşan ataması yapılmayan öğretmenlerin karşısında bu sene içerisinde yapılan ve yapılması planlanan atama oranı sembolik kalmakta ve ihtiyaçlara cevap verebilme kabiliyetini taşımamaktadır. KPSS’nin üniversite mezunları açısından bu denli rağbet görmesinin temel nedeni, kamu hizmetinin sürekliliği ve diğer alanlara göre daha güvenceli olmasıdır. Başka bir ifadeyle KPSS’ye yönelik yoğun ilgi esas olarak güvencesiz istihdam biçimlerinden bir kaçışın ifadesidir. Özellikle öğretmenler açısından bu konu irdelendiğinde tablo daha net ortaya çıkmaktadır. Üniversiteden mezun olup da ataması yapılmayan bir öğretmenin karşısında iki seçenek bulunmaktadır. Birinci seçenek güvencesiz ve ağır çalışma koşulları altında dershane öğretmenliği yapmaktır. İkinci seçenek ise ders karşılığı ücret alarak, iş güvencesi tamamen okul müdürünün iki dudağı arasında bulunan ücretli öğretmen olarak çalışmaktır. Ancak gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta bulunmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, 2010 KPSS’sinden bir gün önce 9 bin 584 sözleşmeli öğretmen alınacağını açıklamıştır. Görülmesi gereken nokta Milli Eğitim Bakanlığı’nın istihdam stratejisinin “iş güvencesiz öğretmen” üzerinden şekillenmesidir. Buradaki amaç, eğitim fakültelerinden mezun olan öğretmenlere, dershanelerdeki çalışma şartları ve ücretli öğretmenlik gibi güvencesizliğin en saf şekilde yaşandığı istihdam biçimleri karşısında sözleşmeli öğretmenliğin kamuda istihdam edilmiş olmak gibi görünürde güvenceli konumu karşısında “ölümü gösterip sıtmaya razı etme” politikası gütmektir. Öğretmenlerin kadrolu istihdam biçimi yerine sözleşmeli istihdam edilmesi çalışma ilişkilerinin kuralsızlaşması, emekçiler arasında yaratılan rekabet, çalışma koşullarının farklılaşması, ücret ve sosyal hak eşitsizliği ve sosyal güvenlik hakkından aynı ölçüde yararlanamama gibi sorunları beraberinde taşımaktadır. Oysa ki eğitimin niteliği, öğretmenin niteliği ile doğru orantılıdır. Öğretmenlik mesleği düzenlilik ve süreklilik gerektirdiğinden, sözleşmeli öğretmenlerin mevcut çalışma koşulları ile öğrencilere faydalı olabilmesi mümkün değildir. Bu ve benzeri nedenlerle, bütün öğretmenler, kadrolu ve iş güvencesine sahip olarak istihdam edilmek zorundadır. Aksi takdirde bu uygulamadan en büyük zararı yine eğitim sistemimiz ve milyonlarca öğrenci görecektir. Fakat bugün yapılan atamaların da sözleşmeli statüde olduğu değerlendirildiğinde  hükümet ve MEB’in  bu sonuçtan her hangi bir rahatsızlık duymadığı aksine politikalarında ısrarlı olduğu görülecektir. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu unutmuş olabilir, kendisinin sözleşmeli öğretmenlerin yaşadığı mağduriyete dikkat çekerek “bir daha sözleşmeli statüde atama yapmayacağız” sözünü bir kez hatırlatmak gerekir. Bu bir birini tutmayan ciddiyetsiz ifadeler, yalpalayan tavırlar, yüz binlerce genç öğretmeni beklentiye sokan umut tacirliği, eğitim gibi hayati bir alanın sorumluluğunu en üst düzeyde taşıyan bir yetkiliye ait  tavırlar olamaz. Öğretmenlik yapmak isteyen gençlere sunulan bu tablodan kurtuluşun yolu da KPSS’den geçmektedir. Ancak burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta bulunmaktadır. Ücretli öğretmen uygulamalarıyla farklı alanların mezunları ile öğretmen açığı kapatılmaya çalışılırken, eğitim fakültelerinden mezun öğretmenlerin öğretmenlik yapabilmeleri için KPSS ile engellenmesi dikkat çekilmesi gereken bir noktadır. KPSS engelini aşamayan kişilerin atamasının yapılmamasının gerekçesi olarak kendilerini eğitim alanında geliştirmemeleri ya da bu alanda yeterli donanıma sahip olmadıkları şeklinde ifade edilemeyecektir. Çünkü “ücretli öğretmenlik” uygulamasında devlet okullarında kadrolu öğretmenlerle birlikte aynı işi yaparak ücretli öğretmenler de ders vermektedir. Eğitim hizmetin örgütlenmesi konusunda okul, öğrenciler ve verilen eğitim hizmeti gibi faktörlerin aynılığına rağmen kadrolu ve KPSS engelini aşamamış öğretmenlerin aynı işi yapmalarının sağlanması KPSS’nin sadece güvenceli istihdam edilebilmek için bir sıralama olduğu gerçeğini göstermektedir. Bu gerçeklik, her ilde üniversite açmakla övünen zihniyetin nitelikten ziyade şekilsel ve popülist uygulamalarını da gözler önüne sermektedir. MEB ve YÖK’ün üniversite kontenjanlarının artırılması gibi plansız ve popülist uygulamaları ile gençlerimiz cezalandırılmaktadır. Ataması yapılmayan öğretmenler ne yazık ki KPSS’den mağdur olup işsizlik sonucu bunalıma sürüklenerek intihar etmektedirler. Bu tehlikeli gidişe dur denilmelidir. KPSS kursuna gitmekten utanan, her gün işe gider gibi evden çıkmak zorunda kalan ve çevresinden “Hala atanamadın mı?” sorularına maruz kalan gençlerin durumu geçim derdiyle de birleşerek “mahalle baskısından” daha beter bir hal almaktadır. Bu durumun en önemli kanıtlarından bir de üniversite mezunu olan gençlerin “A” grubu kadrolara (Müfettiş ve Uzman Yardımcısı, Stajyer Kontrolör, Kaymakam Adayı) yönelmesi gerekirken sadece bir işe girebilmek için ortaöğretim mezunu olanların girmesi için açılan “B” grubu kadro olarak ifade edilen kariyer meslek olarak anılan meslekler dışında kalan diğer kadrolara girmeye çalışmasıdır.   Gençlerimizin içinde bulundukları bu sıkışmışlıktan kurtarmamız gerekmektedir. Üniversite mezunu ve diplomalı genç işsizlerin oranı giderek artmaktadır. 2009 yılı işsizlik verileri, 1 yılda resmi işsizliğin % 11’den % 14’e çıkmasıyla birlikte  resmi işsiz sayısı 1 yılda 860 bin artarak 3,5 milyona yaklaşmıştır. 

( Yukarıdaki tablo İktisatçı Mustafa Sönmez’in “Teğet’in Yıkımı” kitabından alınmıştır.) 
Türkiye’de gelinen noktada, yükseköğretime geçiş ve üniversite eğitim-öğretim sürecinde yıllarca maddi ve manevi tüm imkânlarını zorlayarak diploma sahibi olan gençlerimizin işsizlik batağına saplanmaları kaçınılmazdır. Ailelerin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik koşullarla birlikte düşünüldüğünde gençlerin işsizlik batağına saplanmaları ile yaşadıkları ekonomik ve sosyal sorunlar gençlerimizin üzerinde psikolojik baskı halini almakta ve onları uçurumun kenarına itmektedir. Birçok üniversite mezunu öğrenim sürelerinde katkı ve harç kredisi ya da öğrenim kredisi almaktadır. Mezun olduktan sonra ise imzaladığı senedi faiziyle birlikte ödenmesi istenmektedir. Daha iş bulamamışken birçok gencimiz bu geri ödeme zorunluluğu altında da ezilmektedir. KPSS’ nin görünen tek sonucu mağdur sayısını ve artırmak, eşitsizliği yeniden üretmektir. KPSS’nin gençlerimizi, genç öğretmenlerimizi, eğitimin niteliğini ve dolayısıyla çocuklarımızın geleceğini öğüten bir mekanizmaya dönüştüğü açıktır. Bu mağduriyeti ortadan kaldırmak için; 
•    Öğretmen açığı ile işsiz öğretmen sayısı arasındaki denge de düşünülerek, işsiz öğretmenlerin tamamının kadrolu iş güvenceli olarak atamalarının yapılması, 
•    Çalışma yaşamı içinde olması gereken herkese kadrolu iş güvenceli çalışma olanağının sağlanması, 
•    Bu düzenlemeler kapsamlı ve uzun vadeye yayılmayan bir plan dahilinde hayata geçirilinceye kadar işsiz kalan her bireye insanca yaşama olanağı sağlayacak bir “yurttaşlık geliri ve sosyal güvence” sağlanması gerekmektedir. 

Eğitim Sen Genel Merkezi

EĞİTİM İŞ İLANLARI

Sayfayı Paylaş