OKUMADAN GEÇME: Öğretmenliğin Dayanılmaz Cazibesi-Öğretmenin adı yok '

Toplumsal olaylar üzerine konuşulurken yeri geldiğinde sık sık “Eğitim Şart!”denir. Peki ya eğitimci? Nedense bu kısım üzerinde fazla durulmaz. Sanki eğitim okullarda kendiliğinden oluşan bir süreç. İşte öğretmen o şart olan şeyin gerçekleştirilmesinde en fazla payı olan kişidir.
Eğitimde klasik bir üçleme vardır.. Eğitim; okul, aile ve çevrenin işbirliğiyle gerçekleşir.Kulağa ve akla hoş gelen bir üçleme.. Oysa uygulamadaki durum, Okullar;toplanma yeri, aile; okulu sosyal yardım kuruluşu olarak gören ve okuldan herşeyi bekleyen bir yapı, çevre ise okuldan nemalanmayı bekleyen kişi ve ticarethanelerdir. Kısacası eğitime çok “duygusal!” açılardan bakılmaktadır. Hal böyle olunca insanlarımız öğretmenlerimize karşı daha da “duygusal!” olmaktadırlar. Bir ülke düşünün ki çocuklarını yetiştirip hayata hazırlayan kişilerin, bu iş karşılığında aldıkları ücretlerin hesabını yapsınlar. Kimse milletvekillerinin,müsteşarların,bilmem ne kurulu üyelerinin doktorların,hakimlerin,polislerin,askerlerin ve bunun gibi bir çok meslek grubunun aldıkları ücretleri hiç önemsemezken öğretmenlerin maaşlarını hatta ek ders ücretlerinin hesabı yapılmaktadır.Bunun ekonomik ve psiko-sosyal olmak üzere iki sebebi vardır. Ekonomik boyutunun nasıl olduğunu uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Resmi verilere göre üç milyon işsizin,sigortalı çalışanların da yüzde kırkbiri nin asgari ücretle çalıştığı ülkemizde bu hesaplar her zaman yapılır. Önemli olan psiko-sosyal boyutudur ve sorun da buradadır. Çünkü yanlış bilgilerle donatılmış önyargılar hakimdir. Öncelikle öğretmenlerin çalışma saatleri toplumun bir bölümünde büyük bir yaradır ve kapanmayacak gibi görünür.. Nasıl olur da öğretmen yazın üç ay yatar. Öğretmenlerin diğer devlet memurlarından farklı olarak yıllık izinleri 1 Temmuz-1 Eylül arası olmak üzere iki aydır. Heralde iki ay kulağa çok az geliyor ki üç ayların kutsallığından faydalanıp üç ay diyorlar. On hizmet yılını doldurmuş diğer memurlardan öğretmenler, dönem arası tatilini de katarsak ortalama 45 gün fazla tatil yapmaktadırlar. Kısacası okullar eğitim-öğretim yaparken çalışmaktadırlar. Peki bunun neresi garip? 1739 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Temel Kanununa göre öğretmenlik ; "Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir." denmektedir. Peki tek uzmanlık alanı eğitim- öğretim ve bununla ilgili yönetim görevleri olan bir öğretmene yazın iki ay gece bekçiliği ya da sezonluk orman işçiliği yaptırma heveslisi olanlar mı var? Olmadı kışın ara tatilde boza satsınlar mahalle aralarında bu da iyi fikir… Öğretmenin varlık amacı öğrencidir. Öğrencinin olmadığı okul sadece bir beton yığınından ibarettir. Kimse de öğretmenlerden bina bekçiliği yapmasını istemesin. Öğretmenin malzemesi tahta, demir ,bakır değildir,insandır! geleceğin hamurunu yoğurur. Bırakın da dinlensinler varsa tatil yapacak kadar paraları en güzel yerlerde tatil yapsınlar. İyi bir tatil tapmış beynindeki tüm sorunları stresleri atmış bir öğretmenden eğitim almak tüm öğrencilerin hakkıdır.Bir diğer yanlış yada kasıtlı önyargıya gelirsek öğretmenlerin çok maaş aldığıdır. Hemde üç ay yatarak!peh!peh! peh!.... Kaç kişi bir müsteşarla oturup bir çayını içmiştir? Müsteşarlar 5 bin liranın üstünde maaş alır. Peki ya bir genel müdürle? 5000 liraya yakın maaş alır. Şimdi sokağa çıktığınızda her an görebileceğiniz memurlara gelelim. Polis 2300 lira,Doktor 2300,Vaiz 2200,Hemşire 1800. Bu rakamlar sadece çıplak maaş diyebileceğimiz rakamlar. Yeni başlayan evli ve çocuklu bir öğretmenin ise maaşı 1800 lira civarındadır. Ne kadar da çok maaş alıyorlarmış değimli? Bazılarının şu anda “ek dersleri hesaba katmıyor ama uyanık!” dediğini duyabiliyorum. Ek dersler de okullar açıkken ayda ortalama 400 lira civarındadır. Ama merak edenlerin bir gün çevresindeki en yakın hastaneye gidip sağlık çalışanlarının döner sermayeden ayda ne kadar pay aldıklarını sorup öğrenmelerini de isterim. Sorulmaz ama sorulmamalı da tabi. Çünkü her an onlara işimiz düşebilir muhtaç olabiliriz o yüzden saygıda kusur etmemeliyiz. Keza hakim, savcı, polis ve askerlere de öyle.. Ama öğretmen öyle mi?Ne işimiz düşebilir ki?Altı üstü çocuğumu yetiştiriyor.İşte öğretmenin verdiği hizmet anlık değil uzun yıllar sonra anlayabileceğimiz bir hizmettir. Elbette ki az önce saydığım mesleklerin hepsi kuşkusuz değerlidir. Zaten hiçbirinin eksikliği düşünülemez. Fakat öğretmenin verdiği hizmetin değerini anlayamayan ve öğretmenliğin çok kolay olunabilen bir meslek olduğunu sanan insanlaradır isyanım. Hiç kimseyi sokaktan geçerken, devlet “gel seni öğretmen yapayım” demez. En az 16-17 senesi çeşitli eğitim kurumlarında öğrencilikle geçmiştir öğretmenin. Ve bir çok hayati sınava girmiştir bu süre içinde. Peki niçin öğretmenler hakkında bu kadar rahat yargılara varabilmektedir insanlar. Çünkü öğretmen her an toplumun içinde her yerde markette,terzide,tamircide,kahvede,lokantada her yerde görülebilir. Her ailenin içinden olmasa da mutlaka akrabalardan biri öğretmendir. Öğretmen yakındır insanlara. Tepeden bakmaz zaten bakmasını da gerektirecek bir hayatı olamaz. İşte öğretmen bu yüzden kolayca azarlanıp her yere şikayet edilip aldığı maaşın ve yaptığı tatilin hesabı tutulur.

C.Sürücü
Memurlar.net'ten alıntıdır:  http://forum.memurlar.net/topic.aspx?id=1392123

EĞİTİM İŞ İLANLARI

Sayfayı Paylaş