Üniversiteler, emek piyasasına insan hazırlayan meslek edindirme kurumları değildir

Atama bekleyen öğretmenlerden bazıları bugünlerde sürekli, “Madem öğretmene ihtiyaç yok, o zaman neden eğitim fakültelerine bu kadar çok öğrenci kaydediyorlar?” sorusunu soruyorlar. Bu soru pek makul değil. 
 Eğitim
Öncelikle, böyle bir sorunun eğitim fakültesi mezunlarınca sorulması özellikle vahim. Zira soru, eğitime (ve spesifik olarak da üniversite eğitimine) sadece araçsal bir mana yüklüyor. Halbuki, üniversiteler, emek piyasasına insan hazırlayan meslek edindirme kurumları değil. Üniversitelerin varlık nedeni, bilgi üretmek. Kinin bilgi ile ne yapacağı (örneğin, bu bilgiyi para kazanmakta kullanıp kullanmayacağı ya da kullanacaksa ne şekilde kullanacağı) ise, kendi almak durumunda olduğu, üniversiteyi ilgilendirmeyen bir karar. Böylesine kişisel bir karara üniversiteyi ve hatta devleti ortak etmek istemek ise, “Ben birey değilim, ne olacağıma devlet karar versin” demekten çok farklı değil. Bireyselliğini bu denli yitirmiş olan kimselerin, “insan yetiştirme” iddiasında olmaları ve bu doğrultuda kutsanan bir sosyal role soyunmakta herhangi bir mahzur görmemeleri ise, hem absürt, hem de öğrencilerde neden olacakları zihinsel tahribat itibariyle endişe verici.

Devlet
Bireyselliğini yitirmiş olan bir insanın, eğitim üzerindeki devlet kontrolünden (ya da devletin üniversitelere öğrenci kotaları koymasından) rahatsız olmamasında şaşırılacak pek bir şey olmadığı söylenebilir. Ancak burada başka sorunlar da var.
Şöyle ki, devletin emek piyasalarını planladığı ve bu planlar doğrultusunda ortaya çıkan ihtiyaca göre insanlara belli alanlarda eğitim aldırmak (ya da aldırmamak) yoluna gittiği bir toplum, ileri seviyede otoriter bir toplumdur. Böyle bir devletin sosyal alana müdahaleleri sadece üniversiteler üzerinde yapılan düzenlemelerle sınırlı kalmaz. Toplumsal alana bu denli doğrudan müdahil olan bir devlet, (büyük ihtimalle ücretsiz sunduğu) üniversite programlarına yerleştirdiği öğrencileri mezuniyet sonrasında nerede, hangi pozisyonda ve ne şartlar altında istihdam edeceğini de planlamak durumunda olur.
Dolayısıyla, öğretmen adaylarının “Devlet mezun olduğumda bana bir iş bulamayacaksa, baştan bu bölüme kaydolmama da engel olsaydı” mealindeki sözleri, böyle bir uygulamanın ancak otoriter bir devlet tarafından yürürlüğe konabileceğinin farkında olup olmadıkları sorusunu akla getiriyor. Öğretmen adayları bu taleplerinin olsa olsa özgürlüklerin sınırlandığı, insanların hayatları üzerinde birincil derecede belirleyici olan kararların dahi devlet tarafından alındığı otoriter bir ülkede anlam bulabileceğinin farkında iseler, bu durumda asıl konuşulması gereken konu, yeni nesillere nasıl bir zihniyet aktaracakları olmalı. Yok eğer sözlerinin içerdiği imaların farkında değilseler, o zaman da, (üniversite mezunu olan olmayan) her bilinçli vatandaşın otorite konusunda yapabilmesi gereken en temel seviyedeki sorgulamaları dahi yapamıyorlar ya da olayların sadece işlerine gelen yönlerini görüyorlar demektir.

Rekabet
Devletin, emek piyasalarında ve üniversitelerdeki programların kontenjanlarında karşılıklı düzenlemelerde bulunmak suretiyle ülkedeki herhangi bir üniversitenin herhangi bir bölümünü bitiren herkesin iş sahibi olmasını temin etmeye kalkışması pek mümkün olmadığı gibi, sağlıklı da olmaz. Bu durum, eğitim gibi, mezunları ekseriyetle devlet tarafından istihdam edilen bölümler için de geçerli.
Herhangi bir branşa talep yüksek ise, o branşta çok sayıda lisans programının bulunması ve bu programların çok sayıda mezun vermesi doğaldır. Bu mezunlara olan talep nisbeten az olabilir. Bu durum, sadece ve sadece, mezuniyet sonrasındaki rekabetin yüksek olacağı anlamına gelir – ve başka da hiçbir anlama gelmez.

Sonsöz
Her insan, meslek kararı alırken ilgili sektördeki istihdam trendlerini de dikkate almak durumunda. Yani mevcut ve müstakbel üniversite öğrencilerinin devletten ve diğer kurumlardan öncelikle iş değil, bilgi talep etmeleri ve aldıkları bilgiler doğrultusunda kendilerini mezuniyet sonrasına hazırlamaları gerekiyor.
Böyle bir tavrın, “devlete kapağı atma” kaygısıyla sergilenen reaksiyoner davranışlardan hem daha rasyonel hem de daha işlevsel olacağı da rahatlıkla söylenebilir.

Taraf

EĞİTİM İŞ İLANLARI

Sayfayı Paylaş